Prof. Dr. Murat Günel tarafından yapılan araştırmayla, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen bulundu. Araştırma sayesinde, anevrizma oluşma riski yüksek hastalar basit bir kan testiyle tespit edilerek, beyin kanamaları önlenebilecek.
Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları (Nörovasküler) Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel’in, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton ve Türk doktorlar Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte yürüttüğü 15 yıllık araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics’te yayınlandı.
Araştırmada, Hollanda’nın yanı sıra, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya’dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen genetik materyal (DNA) kullanıldı. Bunların yaklaşık 2 bin 200’ü anevrizma hastalarından, 8 bini de sağlıklı, anevrizması olmayan insanlardan toplandı.
Araştırmada ilk olarak, Avrupalı hastaların kanlarındaki (DNA) 300 bin değişik bölgeye bakıldı. Sonuçta, 3 bölgedeki değişikliklerin anevrizma riskini tüm dünya toplumlarında artırdığı belirlendi.
Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi.
Yağ dokusundan salgılanan ve beyne sinyaller göndererek sağlıklı kişilerde iştahı kesen leptin adlı hormonun bazı ilaçlarla obezlerde de etkili olabileceği bildirildi.
BD’nin Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Umut Özcan, “obezite hastalarının çoğunun leptine direnç gösterdiğini, bu kişilerin beyninin leptinin etkilerini engellediğini” belirtti.
Özcan, yıllardır ilaç şirketleri ve üniversite laboratuvarlarının obezlerin beyninin leptine duyarlı olmasını sağlayabilecek bir ilaç bulmaya çalıştığını ancak başarılı olunamadığını ifade etti.
Yaklaşık 10 yıl önce leptinin bulunması obezite tedavisi için umut olmuş ancak, obezlerin bu hormonun etkilerine direnç gösterdikleri anlaşılınca umutlar sönmüştü.
Dr. Özcan ve ekibinin çalışmasıysa obezite tedavisine yeniden umut ışığı oldu. Özcan ve ekibi, yağ bakımından zengin yiyeceklerle aşırı şişmanlatılan farelere, etken maddesi 4-Phenyl Butyrate (4-PBA) ve Tauroursodeoxycholic Acid (TUDCA) olan ilaçlar verdi. Farelerin leptinin etkilerine duyarlığı 10 kat arttı. Böylece fareler, yağlı yiyeceklerle beslenmeye devam etse de kilo kaybetti.
Türk bilim adamları, günümüzde kesin tedavisi olmayan ve her yüz kişide bir görülen şizofreniye, beyinden fazla miktarda salgılanan “agmatin” adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, şizofrenide yeni bir tedavi yönteminin kullanılabileceğini ortaya koydu. Türkiye’de patent alan buluş, yurt dışında önemli tıp dergilerinde yayımlanarak literatüre girdi.
Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, yüksek dozda agmatin verilen farelerde şizofreninin modellendiğini ve hastalığın tedavisinde kullanılan mevcut ilaçların bu modelde hiçbir şekilde iyileşmeyi sağlamadığını belirledi.
Araştırmacılar, ABD’de tarım alanında kullanılan 3 maddenin yeni bir tedavi yöntemi olarak şizofrenide kullanılabileceğini ortaya koydu.
Bilim adamları, tıp literatürüne giren ve patent alan araştırma kapsamında, şizofreniye neden olduğu saptanan maddenin kanda tahlil edilip edilemeyeceğine ilişkin yeni bir çalışmaya da imza attı.
1. Dünya Savaşı, bizim taraf olduğumuz ülkelerin yenilgisiyle sona erdi. Yapılan anlaşmaya göre, yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşılmaya başlandı. Padişah ve yandaşları bir şey yapamadılar. Mustafa Kemal, yurdu kurtarmak için Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Yakın arkadaşlarının yardım ve işbirliği ile görev bölgesi Samsun ve dolayları olan 9.Ordu Müfettişliğine atandı. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'dan Anadolu'ya çıktı. Burada bir hafta kaldıktan sonra Havza'ya geldi. Buradan Amosya'ya geçerek valilere, komutanlara, ulusal örgütlere bir genelge gönderdi. Bu genelgede yurdun bağımsızlığını sağlamak için bütün yurttaşlara çağrıda bulundu. Daha sonra yol boyunca uğradığı il ve ilçelerdeki yetkililerle görüşerek, onlara yurdu kurtarma ve bağımsızlığına kavuşturma tasarısını anlattı.
Havza'dan Amosya'ya ve Sivas'a oradan da Erzurum'a gitti. Bu sırada padişah kendisini istanbul'a çağırıyordu. Artık ülkemizin kurtulması ve egemenliğin sağlanması için gerekli ortam hazırlanmış olduğundan Mustafa Kemalordu müfettişliği görevinden ve askerlikten ayrıldığını istanbul'a bildirdi. 23 Temmuz 1919 günü bir ilkokulun salonunda toplanan Erzurum Kongresi'ne başkanlık etti. Bu toplantıda, yurdun düşmanlardan kurtarılması için çalışma kararı alındı.
Yirminci yüzyılın başında, hattâ Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda, Türkiye'nin bir ucundan öteki ucuna, tarımda karasaban dönemi yaşanıyordu; Türkiyede traktör, İlaçlama âleti, ziraî ilâç, kimyevî gübre üretilmiyordu; köylümüz bunları kullanmayı bilmiyordu. Tarım teknolojisi bin yıl öncekinden pek farklı sayılmazdı. Cumhuriyet döneminde, nüfusumuz 10 milyon civarından 50 milyonun üstüne yükseldiği halde, Türkiye halkı 1923'tekinden daha iyi besleniyorsa, bunu bilim ve teknolojideki ilerlemelere ve artan üretim gücüne borçluyuz. Cumhuriyetten bu yana nüfusu beş katına yakın artış gösteren Türkiye'nin, bu süre içinde, buğday üretimini sekiz katına yakın arttırabilmesi (ve başka tarımsal üretim alanlarında ayni gelişmelerin görülmesi) sayesindedir ki, Türkiye bugün kendi nüfusunu besleyebilecek sayılı dünya ülkeleri arasında bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günlerde, ülkede sanayi teknolojisi Batı Avrupa'nın XIX. yüzyılın başında ulaştığı teknolojiden bile geri idi. 1915 yılına ait istatistik bilgilerine göre, elektrik gücü kullanan tesisler son derecede azdı ve bunlara sadece bir iki şehirde rastlanabilirdi. Ülke, elektrik çağ! şöyle dursun, buhar çağına bile tam olarak geçmiş sayılmazdı. Dereler üzerinde kurulup su gücü ile dönen basit değirmenler, sanayi sektörünün önemli bir kesimini oluşturuyordu.
Birçok yazarlar, cumhuriyeti hem bir devlet şekli, hem bir hükümet şekli olarak kabul etmektedirler. Devlet şekli olarak cumhuriyet, egemenliğin bir kişi veya zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu bir devleti ifade eder. Devlet şekillerinin tasnifindekullanılan başlıca kriterlerden biri egemenliğin kaynağı olduğuna göre, cumhuriyetin bu anlamda bir devlet şekli olduğuna şüphe yoktur. Ancak cumhuriyet, aynı zamanda bir hükümet (devlet yönetimi) şekli olarak da kabul edilebilir. Bu anlamda cumhuriyet, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, özellikle bunların oluşumunda veraset ilkesinin rol oynamadığı bir hükümet sistemini anlatır. Böylece cumhuriyet, seçim ilkesine dayanan bir hükümet sistemi anlamını taşımaktadır. Aslında, devlet ve hükümet şekli olarak cumhuriyet kavramlarının birbirleriyle çok yakından ilgili olduğu açıktır.
Birinci Dünya Savaşı sonunda batılı devletler, askerî, siyasî ve ekonomik olarak bitmiş zannıyla, altı yüzyıllık Osmanlı Devletini paylaşmanın çok kolay olacağını düşünüyorlardı. Onlara göre, yeni bir kimlikle ortaya çıkmak isteyen Türk ordusu, başlatmış olduğu Kurtuluş Savaşı'ndan galip çıksa bile, tahrip olmuş hiçbir kurumunu yeniden inşa edemezdi. Ancak, batılı devletlerin görmezden geldiği bir lider vardı. O da Mustafa Kemal'di. Türk ulusu, büyük önderi sayesinde olağanüstü gayretlerle bağımsızlığını kazanmış, yeniden yapılanma yolunda inkılâpları hızla uygulamaya koymuştur.
O Büyük Önder ki, savaş meydanlarından sonra asıl kazanılması gereken savaşların, ekonomik zaferler olduğunu, aksi takdirde çok büyük zaferlerin bile kısa bir sürede unutulacağını biliyor; bunun için de Kurtuluş Savaşı bitiminde İzmir'den Ankara'ya dönüşünde:"Küçük savaş bitti. Asıl büyük savaş yeni başlıyor. Büyük savaş cehaletle yapılacak olan savaştır. Bunun tek yolu da millî bir eğitim politikası oluşturmaktır." diyordu. Hedef, Türk milletinin geri kalmasına sebep olan bazı kurumların yerine, toplum hayatında çağdaş gelişmeyi sağlayacak modern kurumlar oluşturmak ve kalkınmadaki temel atılımları bir an önce gerçekleştirmekti. Bunun yolu eğitimden geçmekteydi.
Biliyoruz ki Atatürk dahi bir asker, yüksek bir siyaset adamı, bir devlet kurucusu, bir devrimci, büyük bir düşünür, gerçekçi ve tutarlı bir uygulayıcıdır. Mondros Ateşkes Anlaşması ile Türk'ün öz yurdu olan Anadolu toprakları paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca o, Türk Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmış ve Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleriyle Türk ulusunu ulusal mücadeleye hazırlamış; uyarıcı, teşkilatlandırıcı yönleriyle de etkili olmuştur. Askerî harekat 9 eylül 1922'de İzmir'de Yunanlıların denize dökülmesiyle sona erince, tüm dünyanın gözlerini kamaştıran bu zaferi Lozan Barış Anlaşması ile siyasi güvence altına alınmıştır.
Atatürk olağanüstü niteliklere sahipti. En kritik anlarda ortaya çıkmış, muharebelerin seyrini ve sonunda da Türkiye'nin kaderini değiştirmiştir. Atatürk, 20 nci yüzyılda yetişen en büyük asker ve devlet adamı olarak, sadece Türk ulusu için değil; aynı zamanda, çağımızda dünya kamuoyunun en üst düzeydeki resmi temsilcisi olarak nitelendirilecek "birleşmiş milletler teşkilatı"nın tanımlandığı gibi, "bütün insanlık için bir onur simgesidir."
Ey Anadolu'm, güzel yurdum, Türkiye'm!Sen bin yıldır milletimize Halil İbrahim sofrası oldun. Biz çoğaldıkça sen bereketlendin. Senin suyunu içtik, senin hür havanı soluduk. Senin ekmeğini yedik, senin sofranda beslendik. "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı" varsa Türkiye'min bu bereketli sofrasının "sonsuza kadar" hatırı vardır. Öyleyse bu sofraya "bıçak sokan" ya nankördür ya da gafildir. Ey Cumhuriyetim!"Günlerden bir gün... Uzak değil, dün gibi yakınNe Fatih'le İstanbul, Ne Süleyman'la Viyana önlerindeyiz...İstiklâl Savaşı'nın zor günlerindeyiz." Yukarıda gök çökmüş üstümüze, aşağıda yer yarılmış yutmuş bizi. İngiliz'i, Fransız'ı, Yunan'ı kıskıvrak yakalayıp tutmuş bizi. Sonunda:Bir "Seyit Çavuş"un, bir "Zeybek"in, bir"Dadaş"ın, bir "Adsız Kahraman"ın attığı mermi bu savaşta dengeyi bozmuş. İşte bu dengenin önderi ATATÜRK, bayramı CUMHURİYET'tir.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 149 okuma
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir. Rejimin demokrasi paltformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi gelir. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.
Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı.
(TBMM Kültür Sanat Yayın Kurulu tarafından yayınlanmış olan; Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini Açış Konuşmaları, adlı yayın esas alınarak, TBMM Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğü'nce hazırlanmıştır.)
ANKARA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN ATEŞKESTEN MECLİSİN AÇILMASINA KADAR GEÇEN SÜRE İÇİNDEKİ SİYASİ DURUM HAKKINDAKİ MECLİS KONUŞMALARI
24 Nisan 1920
MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara)
Sayın milletvekilleri!
Bu gün içinde bulunduğumuz durumu büyük Meclisinizin huzurunda tam olarak ortaya koyabilmek için bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Arzedeceğim konular birkaç bölüme ayrılabilir:
Birinci bölüm, Ateşkesten Erzurum Kongresine kadar geçen süre içindeki durumla ilgilidir.
İkinci bölüm, Erzurum Kongresinden 16 Mart tarihinde İstanbul'un düşmanlar tarafından işgal edildiği güne kadar olan süreyi içine almaktadır.
Türk Milleti;
Kurtuluş savaşına başladığımızın onbeşinci yılındayız. Bugün, Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramıdır.
Kutlu olsun.
Yurtdaşlarım,
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir. Buradaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkarane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzun, dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Saygıdeğer Üyeleri!
Büyük Millet Meclisinin hayırlı ve bereketli elinin, Türk milletinin geleceğini yönetmeye başladığının beşinci senesini kutluyoruz. Bu vesileyle yüksek heyetinizi saygıyla selâmlarım.
Geçen sene Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin gerçek arzularına uygun olarak devlet şeklini Cumhuriyet olarak kararlaştırdı. Cumhuriyet yönetimi, ülkemizin en uzak köşesine kadar büyük bir heyecanla ulaştı, kabul gördü. Millet; cumhuriyetin,Türk vatanını asırların kötü yönetiminden kurtaracak ve ülkeyi lâyık olduğu gelişme seviyesine ulaştıracak yegâne yönetim şekli olduğunu anladı. Millet, cumhuriyetin şu anda ve gelecekte her türlü tehlikeden korunmasını talep etmektedir. Milletin talebi, cumhuriyetin denenmiş, sınanmış ve olumlu sonuçları alınmış bütün esaslara bir an evvel ve tam anlamıyla geçilmesi şeklinde ifade edilebilir. Yüksek Meclisin büyük bir önem vererek uğraştığı teşkilâtı esasiyede (Anayasa'da), milletin talebini karşılamak hepimizin görevidir. Diger taraftan, hükûmetin görevi, gelişmiş ve medenî yönetimin bütün gereklerini anlaşılır ve çok hızlı bir şekilde ülkemizin tamamında uygulamak, aksaklıkları gidererek geliştirmektir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda, ikinci Meşrutiyetin ilanından altı yıl sonra Birinci Dünya Savaşı başladı.1914'te başlayan Birinci Dünya Savaşı'na dünyanın belli başlı devletleri katıldı.Dört yıl süren savaş sonunda bizimle birlikte olan devletler yenildi.Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Ülkemiz İngilizler, Yunanlılar,Fransızlar,İtalyanlar tarafından paylaşıldı.
Ulusuna inanan, güvenen Mustafa Kemal Paşa,19 Mayıs 1919'da Samsun'a geldi.Erzurum'da,Sivas'ta kongreler düzenledi.Mustafa Kemal Paşa "Tek bir egemenlik var,o da Milli egemenliktir.Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır." diyordu.Yurdun dört bir tarafından gelen ulus temsilcileri -milletvekilleri- 23 Nisan 1920 günü Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nde toplandı.
Meclis, Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçti.Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlattı.Bir yandan efeler,dadaşlar,seğmenler bulundukları yörede düşmana karşı koydular.Öte yandan düzenli ordular İnönü'de,Sakarya'da,Dumlupınar'da savaştılar.Yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.
Tahtını, rahatını düşünen padişah, yenilen düşmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. İmzalanan Lozan Barış Antlaşması ile yeni bir devlet doğdu.Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.
Cumhuriyet Bayramı, 29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)'nin Cumhuriyeti ilan etmesinin kutlandığı, Türkiye'nin resmî bayramlarından biri.
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması ve Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası, M. K. Atatürk'ün önderliğinde Türkiye Devleti'nin bir cumhuriyet olduğu 29 Ekim 1923'te ilan edilmiştir.
Cumhuriyet öncesi
Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir. Son padişahı Vahdettin'dir.
Padişah, şah, kral, hakan, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine "mutlakiyet" denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir.
Mustafa Kemal Atatürk "Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir."
"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"
1881
Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın oğlu olarak Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu.
1893
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 150 okuma
Hacettepe Üniversitesi araştırmacıları, Türkiye'nin her yıl milyonlarca dolar ödediği hepatit teşhisinde kullanılan ithal testlere alternatif, çok daha ucuz yeni bir yöntem geliştirdi.
Yüksek oranda güvenilirlik sağlayan yeni teknoloji, aynı anda 100 kan testini bir kaç dakika içinde yapıp, mevcut yöntemlere göre 8 kat daha uzun süre kullanılabiliyor.
Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serhat Ünal, Biyokimya Anabilim Dalı Doktora öğrencisi Lokman Uzun'la ortaklaşa yürüttükleri "Hepatit teşhisine yönelik tayin kitlerinin hazırlanması" projesini tamamladıklarını ve patent başvurusu yaptıklarını bildirdi.
Dünyayı değiştirecek 6 fikir arasında Türk bilim adamının projesi de gösterildi Listeye giren, "Kir mıknatısı" adlı proje ile içme sularındaki kirlilik çok ucuz ve basit bir metotla temizleniyor.
Buluşun hayata geçmesi halinde milyonlarca insan daha temiz su içebilecek Bangladeş'te her yıl 82 milyon insanın arsenikli suyun sebep olduğu kanserden hayatını kaybettiğini belirten dergi, Türk bilim adamı Cafer Yavuz'un da aralarında bulunduğu Profesör Vicki Colvin başkanlığındaki ekibin, suyu temizlemek için yeni, kolay ve ucuz bir yöntem bulduğunu yazdı.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 158 okuma
ABD’de aralarında Türk öğrencinin de bulunduğu bir grup araştırmacı, 3 boyutlu görüntü tekniğinde devrim yaratan bir buluşa imza attı.
3 BOYUTLU HOLOGRAM
Arizona Üniversitesi'nden Savaş Tay, Pierre Blanche, Nasser Peygamberian ve arkadaşlarının geliştirdiği holografi tekniğinde gözleri yoran ve bulantı hissi yaratan gözlüklere gerek duyulmaksızın çıplak gözle üç boyutlu görüntü görülebiliyor.
Başarılarını evrenselleştirme yolunda hızla ilerleyen Türkler'e destek olan Exist Dergisi, son sayısında ünlü tasarımcılara yer verdi. Fedex Türkiye'nin çıkardığı dergi, Türk markalarının başarısını dünyaya duyuracak
FedEx Türkiye Lisansörü Express Kargo'nun hazırladığı Exist Dergisi ikinci sayısında da ses getirecek. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve İstanbul Tekstil Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) desteğiyle çıkarılan dergi, bu sayısında teknoloji kavramını işlerken, değişik sektörlerden tasarımlarıyla dikkat çeken yaratıcı isimlere de yer verdi. ITKIB'in yurtdışı fuarlarında dağıtılan ayrıca Fedex'in yabancı VIP üyelerine de yollanan dergide bu ay, seramik sanatıçı Alev Ebuzziya, İpekyol'un tasarımcısı Hakan Yıldırım, Vitra'nın Calm ve Sense banyo serilerinin yaratıcısı Defne Koz, Türk modasının önde gelen isimlerinden Bahar Korçan ve iç mekan tasarımcısı Zeynep Fadıllıoğlu'na yer veriliyor.
Amerikan Time dergisi son sayısının kapağında, Reuters haber ajansının Türk foto muhabiri Ümit Bektaş’ın çektiği fotoğrafı kullandı.
ABD, Avrupa ve Güney Pasifik baskısının kapağında, Rus askeri konvoyunun Gürcü kenti Zugdidi’ye girişinde çekilen, tankın üzerindeki Rus askeri görülüyor.
- Yeni yorum ekle
- 131 okuma
Biri inşaat, diğeri de temizlik malzemeleri imalatçısı, ancak ortak tutkuları bilgisayar oyunu olan bu iki girişimci, geliştirdikleri oyunla 40 milyar dolarlık dünya bilgisayar oyunu pazarına göz diktiler.
Bilişimin oluşturduğu dev ekonomi Türk girişimcilerin de ilgisini çekiyor. Sadece bilgisayar oyunu pazarının yıllık 40 milyar dolarlık bir ciroya sahip olduğu biliniyor. Türkiye’deki bilişim pazarı yabancı dev firmaların iştahını kabartırken, Türk girişimciler de dünyadaki bu dev bilişim pastasına ortak olmak için canla başla çalışıyor.
Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) ve Harvard Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü projede, geleceğin bilgisayar teknolojisi olarak öngörülen kuantum bilgisayarlarda kullanılacak nanooptik devreler geliştiriliyor.
Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay, projenin Türkiye ayağının yürütücüsü olarak görev aldığını ve bu araştırmaların sonucunda ortaya çıkan buluşlarla gelecek nesil bilgisayarlara Türkiye’nin de büyük katkısı olacağını belirtti.
Kayserili, Adnan ve Mahmut Keklikoglu kardesler; Keklikoglu Plastik firmalariyla bir zamanlar Turkiye'nin en buyuk plastik top ureticisiydiler. Cin mali plastik toplarin pazari iskal etmesiyle isleri durma noktasina gelen girisimciler, careyi daha ozellesmis is sahalarina yatirim yapmakta buldular. "Anatomi Turk" markasiyla, Tip ve Veteriner Fakulteleri icin anatomik maket uretiyorlar. Tabi bu uretim kolu, plastik top uretimine gore daha fazla ar-ge'yi gerektiren zor bir is. Yeni is sahasi bilimsel amacli oldugundan; kullanilan malzeme, renk, islev, birebir olceklendirme, 3 boyutlu modelleme, standardizasyon, universite-sanayi isbirligi, pazar arama gibi bir cok mevzuda yeniden deneyimler kazanilmis olsa gerek. Yapilan isin kalitesi gercekten iyi. Anatomi Turk'e basarilar diliyoruz.
- Yeni yorum ekle
- 147 okuma
DÜNYANIN insan şeklindeki en gelişmiş ilk robotu Asimo'nun teknolojik sırlarının korunduğu Frankfurt kentinde araştırma merkezi, Türk basınından ilk kez SABAH'a kapılarını açtı. Merkezde, Türk mühendis Gökhan İnce, Asimo'ya görme ve işitme konusunda teknik özellikler kazandırmaya çalışıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik Haberleşme Bölümü mezunu Gökhan İnce, master çalışmasını Darmstadt Üniversitesi'nde yaptıktan sonra Honda Araştırma Merkezi'nde Asimo projesi için seçilmiş. Mehmet Çalışkan ise, Asimo projesinde geliştirilen tekniklerin otomotiv sektöründe uygulanma şeklini takip ediyor. Çalışkan, ayrıca, Avrupa'da Honda marka otomobillerde herhangi bir teknik sorunu çıkması halinde, bunu tespit etmek ve analiz sonuçlarını Honda Teknoloji Merkezi'ne iletmekle yükümlü.
- Yeni yorum ekle
- 169 okuma
Prof. Dr. Murat Dikmengil'in geliştirdiği, kalp operasyonlarında ameliyat süresini kısaltarak özel iğne ve ipliklerin üretimi için çalışmalar sürüyor.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı iken Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılığına atanan ve kalp operasyonları konusunda geliştirdiği çalışmalarla dünya tıp dergilerinde yer bulan Prof. Dr. Dikmengil, Trakya Üniversitesindeki görevinden emekli olduğunu ve önümüzdeki günlerde MEÜ'ye dönerek, çalışmalarına burada devam edeceğini söyledi.
Yaklaşık 2 yıl önce başlattığı kalp operasyonlarında ameliyat süresini kısaltarak başarıyı artıran özel iğne ve ipliklerin seri üretim çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Dikmengil, ucuz üretim ve sektörün işleyişindeki pratik yapı nedeniyle üretimin büyük olasılıkla Çin'de yapılacağını vurguladı.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 174 okuma
Türk araştırmacıların önderliğinde Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı kapsamında yürütülen 3 boyutlu TV projesini yürüten ekip önemli aşamalar kaydetti. Bilkent Üniversitesi’nin koordinatörlüğünde yürütülen çalışmalara 7 ülkeden çoğunluğu üniversite ve araştırma enstitüsü 19 kuruluş katılıyor.
3 Boyutlu TV Teknolojisinde Türk İmzası Projeye göre, yeni televizyonlar sehpa gibi yatay bir düzlemde üstüne ışık vererek görüntü sağlayacak. Bilim kurgu filmlerindeki holografik görüntülere benzeyecek 3 boyutlu televizyonun etrafında dönülse de görüntü çıplak gözle net bir şekilde izlenebilecek.
Türk mühendisleri tarafından üretimi gerçekleştirilen araç navigasyon cihazı, Türkçe yönlendirmeyle sürücüyü ulaşmak istediği adrese götürüyor. Süper cihaz nasıl çalışıyor...
Türk mühendisleri tarafından üretimi gerçekleştirilen araç navigasyon cihazı, Türkçe yönlendirmeyle sürücüyü ulaşmak istediği adrese götürüyor. Odit A.Ş. Yazılım Geliştirme Uzmanı Ali Selman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''yol rehberi'' olarak da adlandırılan navigasyon cihazları sektörünün, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de her geçen gün geliştiğini ifade etti.
"Da Vinci Şifresi", "Yıldız Tozu", "Harry Potter" ve "Cinderella Man" gibi Hollywood'un son dönem büyük yankı uyandıran filmlerinin hayranlıkla izlenen dijital efektleri, Türk sanatçı Metin Güngör'ün imzasını taşıyor.
Hollywood yapımı “Da Vinci Şifresi", "Yıldız Tozu", "Harry Potter" ve "Cinderella Man" gibi dünyaca ünlü filmlerinin hayranlıkla izlenen dijital efektleri, Türk sanatçı Metin Güngör'ün imzasını taşıyor. 10 yıldan fazla süredir Hollywood'da çalıştığını söyleyen Güngör, özel bir eğitimden geçtikten sonra bu işe başlamış. Sinemada efekt kullanımının artık kaçınılmaz hale geldiğini dile getiren Güngör, özellikle set kurulması çok zor tarihi ve bilim kurgu filmlerinin mekanlarının özel dijital efektlerde daha kolay yapılabilineceğini anlattı. Güngör, "Film ekibini gerçek mekana götürmeniz gerekmiyor. Benim gibi bilgisayar ressamı kişiler, o işi hallediyor. Bunun için oyuncunun çekimi, "blue box" olarak tabir edilen mavi fonun önünde yapılıyor. Arkada bir mekan olmadığı için ben, bunu bilgisayarda oluşturuyorum" dedi.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 230 okuma
Son yorumlar
22 hafta 3 gün önce
26 hafta 3 gün önce
28 hafta 1 gün önce