Türkiye'de bir ilk gerçekleştirildi

Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi'nde Türkiye'de ilk defa yapay damarlı hastaya böbrek nakli yapıldı.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesinden yapılan açıklamaya göre, damarlarındaki genişleme (anevrizma) sebebiyle beş yıl önce ana atar damarları yapay damarlarla değiştirilen Samsunlu aşçı Murtaza Ayturan'a (56) Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi'nde eşi Nazife Ayturan'ın böbreği nakledildi.

Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Murtaza Ayturan, yaptığı açıklamada, ana atardamarı ve her iki bacağına giden ana damarlarının anevrizma nedeniyle beş yıl önce operasyonla çıkarılarak yerine yapay damar takıldığını kaydetti. Damarlarının değişmesinden birkaç yıl sonra böbrek yetmezliği teşhisi konulduğunu anlatan Ayturan, diyalize girmeye başladığını belirtti.

Böbrek nakli olması gerektiğini ancak yapay damarlı olduğu için birçok sağlık kuruluşu tarafından reddedildiğini ifade eden Ayturan, Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi'ne başvurduğunu ve gerekli tetkiklerin yapılmasının ardından riskli olmasına karşın nakil olabileceğinin söylendiğini bildirdi.

Türk doktordan büyük buluş

Prof. Dr. Murat Günel tarafından yapılan araştırmayla, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen bulundu. Araştırma sayesinde, anevrizma oluşma riski yüksek hastalar basit bir kan testiyle tespit edilerek, beyin kanamaları önlenebilecek.

Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları (Nörovasküler) Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel’in, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton ve Türk doktorlar Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte yürüttüğü 15 yıllık araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics’te yayınlandı.

Araştırmada, Hollanda’nın yanı sıra, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya’dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen genetik materyal (DNA) kullanıldı. Bunların yaklaşık 2 bin 200’ü anevrizma hastalarından, 8 bini de sağlıklı, anevrizması olmayan insanlardan toplandı.

Araştırmada ilk olarak, Avrupalı hastaların kanlarındaki (DNA) 300 bin değişik bölgeye bakıldı. Sonuçta, 3 bölgedeki değişikliklerin anevrizma riskini tüm dünya toplumlarında artırdığı belirlendi.

Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi.

Türk bilim adamından obeziteye umut

Yağ dokusundan salgılanan ve beyne sinyaller göndererek sağlıklı kişilerde iştahı kesen leptin adlı hormonun bazı ilaçlarla obezlerde de etkili olabileceği bildirildi.

BD’nin Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Umut Özcan, “obezite hastalarının çoğunun leptine direnç gösterdiğini, bu kişilerin beyninin leptinin etkilerini engellediğini” belirtti.

Özcan, yıllardır ilaç şirketleri ve üniversite laboratuvarlarının obezlerin beyninin leptine duyarlı olmasını sağlayabilecek bir ilaç bulmaya çalıştığını ancak başarılı olunamadığını ifade etti.

Yaklaşık 10 yıl önce leptinin bulunması obezite tedavisi için umut olmuş ancak, obezlerin bu hormonun etkilerine direnç gösterdikleri anlaşılınca umutlar sönmüştü.

Dr. Özcan ve ekibinin çalışmasıysa obezite tedavisine yeniden umut ışığı oldu. Özcan ve ekibi, yağ bakımından zengin yiyeceklerle aşırı şişmanlatılan farelere, etken maddesi 4-Phenyl Butyrate (4-PBA) ve Tauroursodeoxycholic Acid (TUDCA) olan ilaçlar verdi. Farelerin leptinin etkilerine duyarlığı 10 kat arttı. Böylece fareler, yağlı yiyeceklerle beslenmeye devam etse de kilo kaybetti.

Türk bilim adamları şizofreninin şifresini çözdü

Türk bilim adamları, günümüzde kesin tedavisi olmayan ve her yüz kişide bir görülen şizofreniye, beyinden fazla miktarda salgılanan “agmatin” adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, şizofrenide yeni bir tedavi yönteminin kullanılabileceğini ortaya koydu. Türkiye’de patent alan buluş, yurt dışında önemli tıp dergilerinde yayımlanarak literatüre girdi.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, yüksek dozda agmatin verilen farelerde şizofreninin modellendiğini ve hastalığın tedavisinde kullanılan mevcut ilaçların bu modelde hiçbir şekilde iyileşmeyi sağlamadığını belirledi.

Araştırmacılar, ABD’de tarım alanında kullanılan 3 maddenin yeni bir tedavi yöntemi olarak şizofrenide kullanılabileceğini ortaya koydu.

Bilim adamları, tıp literatürüne giren ve patent alan araştırma kapsamında, şizofreniye neden olduğu saptanan maddenin kanda tahlil edilip edilemeyeceğine ilişkin yeni bir çalışmaya da imza attı.

CUMHURİYET BAYRAMI (29 Ekim)

1. Dünya Savaşı, bizim taraf olduğumuz ülkelerin yenilgisiyle sona erdi. Yapılan anlaşmaya göre, yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşılmaya başlandı. Padişah ve yandaşları bir şey yapamadılar. Mustafa Kemal, yurdu kurtarmak için Anadolu'ya gitmeye karar verdi. Yakın arkadaşlarının yardım ve işbirliği ile görev bölgesi Samsun ve dolayları olan 9.Ordu Müfettişliğine atandı. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'dan Anadolu'ya çıktı. Burada bir hafta kaldıktan sonra Havza'ya geldi. Buradan Amosya'ya geçerek valilere, komutanlara, ulusal örgütlere bir genelge gönderdi. Bu genelgede yurdun bağımsızlığını sağlamak için bütün yurttaşlara çağrıda bulundu. Daha sonra yol boyunca uğradığı il ve ilçelerdeki yetkililerle görüşerek, onlara yurdu kurtarma ve bağımsızlığına kavuşturma tasarısını anlattı.

Havza'dan Amosya'ya ve Sivas'a oradan da Erzurum'a gitti. Bu sırada padişah kendisini istanbul'a çağırıyordu. Artık ülkemizin kurtulması ve egemenliğin sağlanması için gerekli ortam hazırlanmış olduğundan Mustafa Kemalordu müfettişliği görevinden ve askerlikten ayrıldığını istanbul'a bildirdi. 23 Temmuz 1919 günü bir ilkokulun salonunda toplanan Erzurum Kongresi'ne başkanlık etti. Bu toplantıda, yurdun düşmanlardan kurtarılması için çalışma kararı alındı.

CUMHURİYET TÜRKİYE'SİNE BİR BAKIŞ

Yirminci yüzyılın başında, hattâ Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda, Türkiye'nin bir ucundan öteki ucuna, tarımda karasaban dönemi yaşanıyordu; Türkiyede traktör, İlaçlama âleti, ziraî ilâç, kimyevî gübre üretilmiyordu; köylümüz bunları kullanmayı bilmiyordu. Tarım teknolojisi bin yıl öncekinden pek farklı sayılmazdı. Cumhuriyet döneminde, nüfusumuz 10 milyon civarından 50 milyonun üstüne yükseldiği halde, Türkiye halkı 1923'tekinden daha iyi besleniyorsa, bunu bilim ve teknolojideki ilerlemelere ve artan üretim gücüne borçluyuz. Cumhuriyetten bu yana nüfusu beş katına yakın artış gösteren Türkiye'nin, bu süre içinde, buğday üretimini sekiz katına yakın arttırabilmesi (ve başka tarımsal üretim alanlarında ayni gelişmelerin görülmesi) sayesindedir ki, Türkiye bugün kendi nüfusunu besleyebilecek sayılı dünya ülkeleri arasında bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günlerde, ülkede sanayi teknolojisi Batı Avrupa'nın XIX. yüzyılın başında ulaştığı teknolojiden bile geri idi. 1915 yılına ait istatistik bilgilerine göre, elektrik gücü kullanan tesisler son derecede azdı ve bunlara sadece bir iki şehirde rastlanabilirdi. Ülke, elektrik çağ! şöyle dursun, buhar çağına bile tam olarak geçmiş sayılmazdı. Dereler üzerinde kurulup su gücü ile dönen basit değirmenler, sanayi sektörünün önemli bir kesimini oluşturuyordu.

CUMHURİYETÇİLİK

Birçok yazarlar, cumhuriyeti hem bir devlet şekli, hem bir hükümet şekli olarak kabul etmektedirler. Devlet şekli olarak cumhuriyet, egemenliğin bir kişi veya zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu bir devleti ifade eder. Devlet şekillerinin tasnifindekullanılan başlıca kriterlerden biri egemenliğin kaynağı olduğuna göre, cumhuriyetin bu anlamda bir devlet şekli olduğuna şüphe yoktur. Ancak cumhuriyet, aynı zamanda bir hükümet (devlet yönetimi) şekli olarak da kabul edilebilir. Bu anlamda cumhuriyet, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, özellikle bunların oluşumunda veraset ilkesinin rol oynamadığı bir hükümet sistemini anlatır. Böylece cumhuriyet, seçim ilkesine dayanan bir hükümet sistemi anlamını taşımaktadır. Aslında, devlet ve hükümet şekli olarak cumhuriyet kavramlarının birbirleriyle çok yakından ilgili olduğu açıktır.

ATATÜRK VE CUMHURİYET EĞİTİMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda batılı devletler, askerî, siyasî ve ekonomik olarak bitmiş zannıyla, altı yüzyıllık Osmanlı Devletini paylaşmanın çok kolay olacağını düşünüyorlardı. Onlara göre, yeni bir kimlikle ortaya çıkmak isteyen Türk ordusu, başlatmış olduğu Kurtuluş Savaşı'ndan galip çıksa bile, tahrip olmuş hiçbir kurumunu yeniden inşa edemezdi. Ancak, batılı devletlerin görmezden geldiği bir lider vardı. O da Mustafa Kemal'di. Türk ulusu, büyük önderi sayesinde olağanüstü gayretlerle bağımsızlığını kazanmış, yeniden yapılanma yolunda inkılâpları hızla uygulamaya koymuştur.

O Büyük Önder ki, savaş meydanlarından sonra asıl kazanılması gereken savaşların, ekonomik zaferler olduğunu, aksi takdirde çok büyük zaferlerin bile kısa bir sürede unutulacağını biliyor; bunun için de Kurtuluş Savaşı bitiminde İzmir'den Ankara'ya dönüşünde:"Küçük savaş bitti. Asıl büyük savaş yeni başlıyor. Büyük savaş cehaletle yapılacak olan savaştır. Bunun tek yolu da millî bir eğitim politikası oluşturmaktır." diyordu. Hedef, Türk milletinin geri kalmasına sebep olan bazı kurumların yerine, toplum hayatında çağdaş gelişmeyi sağlayacak modern kurumlar oluşturmak ve kalkınmadaki temel atılımları bir an önce gerçekleştirmekti. Bunun yolu eğitimden geçmekteydi.

ATATÜRK'ÜN CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ

Biliyoruz ki Atatürk dahi bir asker, yüksek bir siyaset adamı, bir devlet kurucusu, bir devrimci, büyük bir düşünür, gerçekçi ve tutarlı bir uygulayıcıdır. Mondros Ateşkes Anlaşması ile Türk'ün öz yurdu olan Anadolu toprakları paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca o, Türk Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmış ve Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleriyle Türk ulusunu ulusal mücadeleye hazırlamış; uyarıcı, teşkilatlandırıcı yönleriyle de etkili olmuştur. Askerî harekat 9 eylül 1922'de İzmir'de Yunanlıların denize dökülmesiyle sona erince, tüm dünyanın gözlerini kamaştıran bu zaferi Lozan Barış Anlaşması ile siyasi güvence altına alınmıştır.

Atatürk olağanüstü niteliklere sahipti. En kritik anlarda ortaya çıkmış, muharebelerin seyrini ve sonunda da Türkiye'nin kaderini değiştirmiştir. Atatürk, 20 nci yüzyılda yetişen en büyük asker ve devlet adamı olarak, sadece Türk ulusu için değil; aynı zamanda, çağımızda dünya kamuoyunun en üst düzeydeki resmi temsilcisi olarak nitelendirilecek "birleşmiş milletler teşkilatı"nın tanımlandığı gibi, "bütün insanlık için bir onur simgesidir."

ANADOLU VE CUMHURİYETE SESLENİŞ

Ey Anadolu'm, güzel yurdum, Türkiye'm!Sen bin yıldır milletimize Halil İbrahim sofrası oldun. Biz çoğaldıkça sen bereketlendin. Senin suyunu içtik, senin hür havanı soluduk. Senin ekmeğini yedik, senin sofranda beslendik. "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı" varsa Türkiye'min bu bereketli sofrasının "sonsuza kadar" hatırı vardır. Öyleyse bu sofraya "bıçak sokan" ya nankördür ya da gafildir. Ey Cumhuriyetim!"Günlerden bir gün... Uzak değil, dün gibi yakınNe Fatih'le İstanbul, Ne Süleyman'la Viyana önlerindeyiz...İstiklâl Savaşı'nın zor günlerindeyiz." Yukarıda gök çökmüş üstümüze, aşağıda yer yarılmış yutmuş bizi. İngiliz'i, Fransız'ı, Yunan'ı kıskıvrak yakalayıp tutmuş bizi. Sonunda:Bir "Seyit Çavuş"un, bir "Zeybek"in, bir"Dadaş"ın, bir "Adsız Kahraman"ın attığı mermi bu savaşta dengeyi bozmuş. İşte bu dengenin önderi ATATÜRK, bayramı CUMHURİYET'tir.

Son yorumlar

İçeriği paylaş

Design - Luka Cvrk. Drupal Port by ADT Drupal Themes.

sfy39587f11