Cumhuriyet

Yunanlıların Anadoluyu İşgal Etmesi

Paris Konferansı devam ederken, Türkler'i şartları kabule zorlamak için Yunanlılar harekete geçirildi ve 24 Haziran-25 Temmuz arasında Akşehir, Balıkesir, Edremit, Bandırma, Mudanya, Kirmastı, Gönen, Karacabey, Bursa, Tekirdağ, Lüleburgaz, Edirne ve Kırklareli işgal edildi. Bu arada Yunanlılar'ı destekleyen İngilizler de İzmit'e asker şevkettiler.

Türk devletinin yok olması demek olan işte bu ağır şartları, padişah ve hükümeti kabul etti. 10 Ağustos 1920 günü, Şura-yı Devlet Reisi Rıza Tevflk Bey, Maarif Nazın Hadi Paşa ve Reşat Halis Bey, Paris'te Sevr (Serves) Sarayı'nda bu şartlarla, Osmanlı Devleti adına antlaşmayı imzaladılar.

Fakat, bu antlaşmanın geçerli olması için anayasaya göre Osmanlı meclisinin onaylaması gerekiyordu. Galip devletler bu meclisi dağıttıkları için antlaşmayı Ankara'da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onaylaması gerekecekti.

Ulaştırma Alanındaki İnkılaplar

Türkiye şartlarına en uygun ulaşım aracı olarak treni gören Mustafa Kemal, demiryollarına çok büyük bir önem vermiş ve önemli merkezleri demiryolu ulaşımıyla birbirine bağlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında yaptırılan ve 65 yılda biten 3350 km. lik demiryoluna karşılık Mustafa Kemal in önderliğinde kendi gücümüzle 1925-1939 yılları arasında 3000 km.lik yol yapılmıştır.

Millileştirme politikası gereğince, yabancı şirketlerin elinde bulunan demir ve denizyolu şirketleri de satın alınmıştır.

Kapitülasyonlarla elimizden alınan Türk limanları arasındaki ticaret hakkımız, Lozan Antlaşması yla geri alınmış, gemilerimiz limanlarımızda sefere başlamıştır.

Türk-Yunan İlişkileri

Lozan Antlaşması sırasında 30 Ocak 1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında azınlıklar konusunda bir anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşmada Yunanistan'da bulunan Müslüman-Türk azınlıkları ile Türkiye'de bulunan Rumların mübadelesi öngörülmüştür. Ancak, uygulama safhasında anlaşmanın ikinci maddesinde yer alan "Batı Trakya Türkleri ile İstanbul'da sakin (établi) Rumların bu mübadeleden hariç tutulması" iki ülke arasında uyuşmazlığa sebep olmuştur.

Mübadeleden İstanbul'da yaşayan Rumları hariç tutmak isteyen Yunanistan'ın bu tutumu iki ülke arasında uzun süren bir gerginlik yaratmıştır.Etabli kelimesinin yorumundan kaynaklanan bu anlaşmazlığın dışında tarafların münasebetlerini olumsuz yönde etkileyen bir diğer olay da "Patrik" meselesidir. Türkiye mübadele kapsamına dahil ettiği Ortodoks Patriği Arapoğlu Konstantin'i sınır dışı etmiş, bu olaya Yunanistan tepki göstermiştir. 19 Mayıs 1925'te Patrik Konstantin'in görevinden istifa etmesiyle konu halledilmîş, 1 Aralık 1926'da iki ülke arasında Atina'da yapılan anlaşmayla da iki ülke azınlıklarının emlâk konuları görüşülerek bir düzenleme yapılmaya çalışılmıştır. Ancak, 1926 Antlaşması ülkeler arasındaki meselelerin halli için yeterli olmamıştır.

Türkiye - İtalya İlişkileri

İtalya ile imzalanan 1928 Antlaşmasının iki ülke münasebetlerinde meydana getirdiği dostluk bir müddet devam etmiştir. 4 Ocak 1932'de İtalya ile Ankara'da imzalanan bir antlaşma ile Meis ve Anadolu sahillerindeki birkaç küçük ada üzerindeki ihtilaf halledilmiştir. Bunun yanı sıra 1928 Antlaşmasını 5 yıl süreyle uzatan ek protokolde taraflar arasındaki dostluğun gelişmesi ümidini doğurmuştu. Ancak , İtalya'nın 1934'te Orta ve Yakın Doğu'ya yayılma emellerinin ortaya çıkması, münasebetlerin bir anda bozulmasına yol açmıştır.
İtalya'nın 3 Ekim 1935'te Etopya'ya saldırması, Türkiye'nin İngiltere ile sıkı bir iş birliği yapmasına neden olmuştur. 1936 yılında İtalya'nın on iki adayı, özellikle Leros Adası'nı tahkim etmesi, Türk-İtalya münasebetlerinde gerginliğin hat safhaya ulaşmasına sebep teşkil etmiştir. Ayrıca İtalya, Türkiye'nin talebi ile toplanan Montreux Konferansı'na katılmamıştır.

Türkiye ve İngiltere İlişkileri

Lozan görüşmelerinde İngiltere'nin olumsuz tutumu ve 1926'da Musul Meselesi'nin Türkiye aleyhine neticelenmesi,iki ülke arasındaki münasebetlerin bir müddet dostane olmayan bir seyir takip etmesine sebep olmuştu. Ancak, Türkiye'nin batılı devletlerle iş birliğine yönelik bir dış politika takip etmesi,1932'ten itibaren Türk-İngiliz münasebetlerinin yavaş yavaş gelişmesinde rol oynayan önemli faktörlerden birisidir.

Almanya ve İtalya'nın Doğu ve Akdeniz politikası 1934'den itibaren Türkiye'nin İngiltere'ye daha da yakınlaşmasını sağlayacaktır. 1936'da gerçekleşen Montreux Boğazlar Sözleşmesi, Türk-İngiliz yakınlaşmasında bir dönüm noktasıdır. Montreux'de İngiltere ,Türkiye'yi desteklemiştir.

Türk-Fransız İlişkileri ve Hatay Meselesi

Lozan'dan arta kalan Osmanlı Borçları Meselesi'nin 1933'te yapılan bir antlaşma ile halledilmesi, Türk-Fransız münasebetlerinin dostane bir mahiyet kazanmasına sebep olmuştu. 1932-1939 döneminde Türkiye ile Fransa arasında münasebetleri etkileyen olay, Hatay Meselesi (İskenderun Sancağı) olacaktır.

İskenderun Sancak'ı, ekseriyetinin Türk olması nedeniyle Misak-ı Millî sınırları içinde idi. Ancak 1921 tarihli Ankara İtilâfnamesi Sancak'ın Türk sınırları dışında bırakılmasını öngörmüştü. İtilafname, sancağa özel bir statü vermekle birlikte, bölgedeki Türk unsurunun çıkarlarını da gözetmekte idi. Lozan da sancak'ın bu yapısı aynı şekilde teyit edilmiştir. Dolayısıyla Sancak, Suriye gibi Fransız mandası altına girmiş oluyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Antlaşmaları

*Büyük Önder Atatürk, ülkesinin geleceği, güvenliği ve medeni devletler arasında yerini alabilmesi için, zor zamanlarda yapılan bu antlaşmalarla dış siyasetteki yolu tespit ederek, ülkemizi bizlere emanet etmiştir. 24 Temmuz 1923

*Lozan Barışı imzalandı.
10 Aralık 1923

*Türkiye Cumhuriyeti ile Avusturya Hükümeti arasında Ankara'da Dostluk Antlaşması imzalandı.
15 Aralık 1923

*Türkiye ile Arnavutluk arasında İkamet Mukavelesi imzalandı.
15 Aralık 1923

*Türkiye-Macaristan Dostluk Antlaşması İstanbul'da imzalandı.
28 Ocak 1924

Türk-Alman İlişkileri

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'ya zorla kabul ettirilen Versailles (Versay) Antlaşması, bir müddet Almanya'nın Avrupa diplomasisinden uzak kalmasına sebep olmuştur.1919-1932 yılları arasında Türk-Alman münasebetleri normal siyasî temastan öteye geçmemiştir.1933 yılında başlayan Nazi iktidarıyla birlikte Almanya, siyasî ve iktisadî nüfuzunu arttırmıştır.1934 yılından itibaren Türkiye, Almanya ile sıkı bir iktisadî iş birliğine girmiştir. Almanya,Türkiye üzerindeki iktisadî nüfuzunu kullanarak Türk-Sovyet ve Türk-İngiliz münasebetlerinde gerginlik yaratıp Türkiye'yi revizyonist guruba çekmeye çalışmıştır.

Almanya stratejik önemi haiz Boğazların kendisi tarafından uygun görülmeyen bir statüye bağlanacağı endişesiyle, Montreux (Montrö) Sözleşmesine katılmadığı gibi tasvip etmediğini de açıklamıştır.

Türk Ordusu ve Milli Savunma

Bildiğiniz gibi Türk milletinin hayatında askerliğin çok özel ve önemli bir yeri vardır. Türklerdeki millet-ordu kaynaşması başka hiçbir millette görülmez. Bu nedenle Türk ordusunun geçmişi, Türk tarihi kadar eski ve
köklüdür. Bugüne kadar değişik yer ve zamanlarda kurulmuş olan bütün Türk devletlerinin temeli, düzenli bir askerî teşkilâta dayanır. Askerlik, Türklerde hem önde gelen bir meslek, hem de millî bir görevdir.

Cumhuriyet döneminde, her alanda olduğu gibi askerî alanda da önemli gelişmeler oldu. Türk Silâhlı kuvvetleri, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri olarak yeniden teşkilâtlandırıldı. Günümüz ihtiyaç ve imkânlarına göre donatıldı, en iyi şekilde eğitildi. Modern silâh, araç ve gereçlerle savaş gücü artırıldı. Türk ordusu, yüksek moral gücüne sahip disiplinli bir ordudur. Türk milletinin tarih boyunca ispatlanmış en belirgin özelliği "soylu bir yiğitliğe" dayanan doğuştan savaşçı niteliğidir. Bu özellikleriyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti dostlarına güven, düşmanlarına ise endişe kaynağı olmaktadır.

Türk-İtalyan İlişkileri

Millî Mücadele döneminde batılı devletler arasında Türkiye'yi işgal hareketinden ilk vazgeçen devlet İtalya olmuştur. Ancak 1922 yılında faşist Mussolini yönetimine giren İtalya saldırgan ve sömürgeci bir politika izlemeye başlamış. Türkiye üzerindeki emellerini de tekrar gündeme getirmiştir. İtalya'nın bu yayılma politikasındaki amacı "Roma İmparatorluğu"nu tekrar canlandırma hayalinden kaynaklanmaktaydı.

Türkiye'nin, Musul Meselesi'ni halletmesinden sonra batılı devletlerle olan ilişkilerinin düzelmeye başladığı görülür. Bu düzelmenin etkisiyle İtalya da Türkiye ile münasebetlerini yumuşatmıştır. İtalya'nın Arnavutluk üzerindeki emellerinden endişe duyan Yugoslavya'nın 1927 yılında Fransa,Çekoslovakya ve Romanya'nın oluşturduğu küçük antanta katılması İtalya ve Yugoslavya münasebetlerinin gerginleşmesine sebep olmuştur. Ayrıca Türk Devleti'nin gittikçe kuvvetlenmekte olan durumu karşısında yayılma politikasında başarılı olamayacağını anlayan Mussolini Ankara'ya karşı bir dostluk politikası takip etmek zorunda kalmıştır.

Son yorumlar

İçeriği paylaş

Design - Luka Cvrk. Drupal Port by ADT Drupal Themes.

sfy39587f11