Türk halkı

Kahraman, Şanlı ve Gazi şehirlerimiz

Düzenli orduların kurulması devam ederken, yurdun işgale uğrayan yerlerinde halk direnişe geçmiş, ilk kurşunları sıkmış, Kuva-yı Millîye ya da Millî Kuvvetler'ini kurmuş bulunuyordu. İlk direniş İzmir'de Yunanlılar'a karşı oldu. Gazeteci Hasan Tahsin, karaya çıkan Yunan askerlerine, Konak Meydanı'nda ilk kurşunu sıktı. Bu ilk kurşun, Kurtuluş Savaşını başlatan bir kıvılcım, bir işaret oldu. Oracıkta şehit edilen Hasan Tahsin de zaten bu kıvılcımı tutuşturmak için canını seve seve feda ediyordu. Bundan sonra ilk silâhlı direniş Urfa'da oldu. Silâhlı Türk milisleri düşmanı burada iki gün oyaladılar. Ödemiş'e giren Yunanlılar da silâhla karşılandılar. Fakat bütün bu direnişler, düzenli bir orduya karşı dağınık ve küçük gruplar halinde olan Kuva-yı Millîye güçleriyle yapılıyordu. İşgaller Kuva-yı Millîye'nin her yerde doğmasına, büyümesine, güçlü bir şekilde teşkilâtlanmasına yol açtı.

Dil İnkılabı ve Türk Dil Kurumu

Dil devrimi (12 Temmuz 1932)

Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca'yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyet öncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik'te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde "Yeni Dil" hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe'nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932'de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdurarak, Türkçe'nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi alışmalarını hızlandırdı.

Dil İnkılabı ve Türk Dil Kurumu'nun Kuruluşu

CUMHURİYET TÜRKİYE'SİNE BİR BAKIŞ

Yirminci yüzyılın başında, hattâ Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda, Türkiye'nin bir ucundan öteki ucuna, tarımda karasaban dönemi yaşanıyordu; Türkiyede traktör, İlaçlama âleti, ziraî ilâç, kimyevî gübre üretilmiyordu; köylümüz bunları kullanmayı bilmiyordu. Tarım teknolojisi bin yıl öncekinden pek farklı sayılmazdı. Cumhuriyet döneminde, nüfusumuz 10 milyon civarından 50 milyonun üstüne yükseldiği halde, Türkiye halkı 1923'tekinden daha iyi besleniyorsa, bunu bilim ve teknolojideki ilerlemelere ve artan üretim gücüne borçluyuz. Cumhuriyetten bu yana nüfusu beş katına yakın artış gösteren Türkiye'nin, bu süre içinde, buğday üretimini sekiz katına yakın arttırabilmesi (ve başka tarımsal üretim alanlarında ayni gelişmelerin görülmesi) sayesindedir ki, Türkiye bugün kendi nüfusunu besleyebilecek sayılı dünya ülkeleri arasında bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günlerde, ülkede sanayi teknolojisi Batı Avrupa'nın XIX. yüzyılın başında ulaştığı teknolojiden bile geri idi. 1915 yılına ait istatistik bilgilerine göre, elektrik gücü kullanan tesisler son derecede azdı ve bunlara sadece bir iki şehirde rastlanabilirdi. Ülke, elektrik çağ! şöyle dursun, buhar çağına bile tam olarak geçmiş sayılmazdı. Dereler üzerinde kurulup su gücü ile dönen basit değirmenler, sanayi sektörünün önemli bir kesimini oluşturuyordu.

Son yorumlar

İçeriği paylaş

Design - Luka Cvrk. Drupal Port by ADT Drupal Themes.

sfy39587f11