Türk tarihi

Anadolu'nun kapılarını Türklere açan büyük zafer

Dandânakan'da büyük bir destan yazmıştır. Ecdadın hızlı ilerleyişini durdurmak isteyen Bizans ise bunu Malazgirt'te sonlandırabileceğini düşünmüş, ancak Sultan Alparslan'ın sayıca zayıf, inanç olarak güçlü ordusu karşısında hüsrana uğramıştır.

Alparslan'ın kişiliği üzerine bir görüş

Selçuklu tarihini iyi tahlil ve tahsil etmiş Prof. Dr. Osman Turhan, bir demecinde Alparslan'ın kişiliğine temasla: "Hükümdarlar arasında onun kadar dinine ve cihada bağlı olanı yok idi. Devlet idaresinde rekabetler ve dedikodular karşısında tesirlere kapılmazdı. Birgün namaz kılarken, Nizam-ül-Mülk aleyhinde, önüne konulan bir jurnali okuduktan sonra vezirine: "Eğer doğru söylüyorlarsa ahlâkını düzelt; eğer iftira ediyorlarsa onları affeyle ve bu gibi işlerle uğraşmağa vakit bulamamaları için onları mühim işlerle uğraştır." tavsiyeleri yüksek ahlâk ve idareciliğine güzel bir delildir. Alparslan çok merhametli ve şefkatli idi. Divanında fakirlerin isimleri ve maaşları yazılı idi. Ramazan'da yoksullara on beş bin dinar dağıtırdı. Sarayda fakirlere yemek dağıtan ve günde elli koyun kesen bir aşhane vardı." demiştir.

Eğitim ve öğretim devrimi

Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk'ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı'na verip, 3 Mart 1924'te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu'nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu'yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

Atatürk ve Türk Ordusu

Vatanına, özgürlüğüne ve şerefine düşkün olan Türk Milleti'nin, milli varlığı ve bağımsızlığı uğruna gösteremeyeceği kudret ve fedakarlık yoktur. Kurtuluş Savaşı Türk'ün bu üstün seciyesinin tüm açıklığıyla ortaya konduğu çok şerefli bir mücadele olmuştur. Atatürk de dünyanın en donanımlı ordularına karşı Milli Mücadele'yi başlatırken Türk Milleti'ne olan güvenini sık sık dile getirmiş ve Türk Ordusunu en büyük destekçisi olarak görmüştür. Atatürk'ün bu konuyla ilgili bazı sözleri şu şekildedir:

Ordu, Türk Ordusu, işte bütün milletin göğsünü itimat (güven), gurur duygularıyla kabartan şanlı adı. Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) için sarfetmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilenmesi imkansız teminatıdır.

Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda Gösterdiği Başarı

Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği üstün askeri başarıları örneklendirmeye, yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy un anlatımlarıyla başalayabiliriz. Bu değerli asker, (yukarıda) Atatürk'ün Çanakkale Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı'ndaki başarılarının bir değerlendirmesini yaptıktan sonra, sözü Kurtuluş Savaşı na getirerek şöyle demektedir: Milli Mücadele nin başlangıcı çok karışık durumlara sahne olmuştu. Bu esnada çok dirayet ve kiyaset (uzak görüşlülük ve akıllık) gösterdi. Acele etmedi ve harekete geçmedi. Ordularını iyi hazırlamaya başladı. Zamanla anlamıştı ki milli siyasetimizi bilfiil parçalamak isteyen, Anadolu daki Yunan ordularıdır. Bunları mağlup ve imha etmedikçe milli siyasetimizin batıya kabul ettirilmesinin imkanı olmayacaktı. Eğer bu düşman mağlup edilmezse Batı devletleri bizim istediğimiz şartlarla sulh müzakerelerine yanaşmayacaklardı. Şu halde ne yapıp edip bu düşman ordusunu yalnız mağlup değil, imha etmek lazımdı.

Amasya Genelgesi

Ne var ki, Milli Mücadele Atatürk'ün önderliğinde artık başlamıştı; İstanbul Hükümeti ve işgalci devletlerin bu şanlı direnişi durdurmaları ise mümkün değildi. Türk Milleti tarihe yön verecek yeni bir girişimi başlatmıştı bir kere. Mustafa Kemal Hükümet'in yanlış çağrısına uymayı reddetti ve 22 Haziran'da Amasya'da, milli bağımsızlık hareketini yaymak, Erzurum ve Sivas'ta kongreler toplamak amacıyla bir genelge hazırladı.

Amasya Tamimi olarak bilinen bu genelge ile kendisinin önderliğinde başlatılan Kurtuluş Hareketi'nin ana hatları belirlenmiş oldu:

1. Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.

2. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.

3. Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

4. Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.

5. Anadolu'nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas'ta bir kongre toplanacaktır.

Cumhuriyetin İlanı

Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.

Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef almadı.

Son yorumlar

İçeriği paylaş

Design - Luka Cvrk. Drupal Port by ADT Drupal Themes.

sfy39587f11